DEĞİŞİMGRUP AZIM JAMAL İLE BİRLİKTEYDİ.

DeğişimGrup

Arşiv

paz sa ça cu cum pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

E-Bülten

Abone Olun:

Anket: Ebedi Yaşam

Sizce Yaşam Ebedi midir?

  • email Arkadaşınıza tavsiye edin
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

BU makaleyi beğendinizmi ?

(Toplam 4 Oylar)
[Yazı Boyutu] Decrease font Enlarge font
image

  

"Vermenin Gücü", “Kalıcı Mutluluk İçin 7 Adım”, “Gündelik Hayatta Mevlana ve Sufizm” gibi kitapların da yazarı olan ve dünya çapında tanınan bir yönetim danışmanı olan Azim Jamal ile yaptığımız söyleşiyi sizinle paylaşmak istiyoruz.

   

   

  

SORU 1: Dünyadaki kaynakların ve zenginliklerin % 90'ı, % 10'luk bir kitle tarafından sahipleniyor ve yönetiliyor. Sizce bu durumu % 10'luk kitlenin lehine çevirebilecek en acil hangi ilk 3 değişiklik ya da adım atılabilir?

CEVAP:  Çok güzel bir soru. Bu bir gecede olacak bir şey değil. Ama bence eğer % 10’luk kısım ne kadar şanslı olduklarının ve diğer insanlar için fark yaratmak gibi bir sorumluluklarının olduğunun farkına vardıklarında, bu bir başlangıç olurdu. Biliyorsunuz ben ‘’Corporate Sufi’’ diye bir kavramdan bahsediyorum. Burada Corporate (İş dünyası) derken söylemek istediğim iş, başarı, hırs ve maddi zenginlikle ilgili. Sufi kelimesini ise sureti (biçimi) değil, özü ifade eden bir mecaz olarak kullanıyorum. Bazı kimseler ahlak kurallarına saplanıp kalmış; bazıları ise bağışlamanın, vermenin gücüne ve birilerinin manevi zenginliğe inanıyor. Bu ikisini birleştirdiğiniz zaman becerikli, hedefe odaklı, üretken, kalbinin sesini dinleyen aynı zamanda prensiplerini ön planda tutan, hem maddi hem de manevi zenginliğe sahip dengeli bireyler olursunuz. Bu niçin önemlidir? Çünkü bu ikisine sahip olduğunuz zaman, hepimizin isteği olan mutlu bir hayata eninde sonunda sahip olursunuz. Bill Gates, Warren Buffet gibi insanlar zenginler ama artık bağış ve yardım organizasyonlarına daha fazla dahil oluyorlar. Böylece onlar başarıdan, değer yaratmaya gidiyorlar.  Bazen başarı çok kişisel ve çok birey odaklı olabilir ancak değer yaratmak demek, sen zaten başarılısın ama aynı zamanda da önemlisin, bu yüzden diğerleri için fark yaratabilecek yeteneğe de sahipsin demektir. % 10'luk gruba dahil olan çok zengin insanların bağış yapmak, katkı sağlamak gibi bir sorumluluklarının olduğunu fark etmeye başlaması yüzdeleri değiştirebilir. Bu birincisi.

İkincisi ise hükümetin oynaması gereken önemli roldür. Biliyorsunuz ki hükümetler, kitleler halindeki insanları idare etmek için var olurlar.  Ama bazen varlıklı insanlara daha fazla eğilim gösterirler çünkü onlara finansal desteği verenler bu insanlardır. Ancak aynı zamanda yoksullara, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek gibi vazifelerini hakkıyla yerine getirirlerse, çok önemli bir rolü de üstlenmiş olurlar.

Üçüncü olarak, büyümekte olan genç nüfusa bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde zihinsel eğilimler, internet koşullarında değişime uğradı. Biliyorsunuz sosyal medya, twitter, facebook, bloglar insanların birbirleriyle etkin bir şekilde iletişmelerine ve aynı zamanda etkin düzeyde rekabet etmelerine de yardım ediyor çünkü internet, insanların aslında eşit olduğu gerçeğini geçerli kılıyor. Bununla ilişkili olarak, batı dünyasında pek çok genç insan facebook gibi fikirler yaratarak zengin olmaya başladı. Bu yüzden daha dezavantajlı doğan fakir insanların, benim ‘’Google Fikri’’ diye adlandırdığım türden bir fikir bulma şanslarının olduğunu bilmelerine olanak sağlarsak… Google’a baktığımızda çok büyük bir şirket olduğunu görüyoruz. Microsoft dev bir şirket olmasına rağmen, Google ile kapışabilmek için Yahoo’ya 30 milyar dolardan daha fazla ödemek istedi. Peki Microsoft niçin Google ile kapışmak istiyor? Çünkü Google çok kısa sürede güçlenmeye başladı. Bu yüzden fakir insanlara, kendi Google fikirlerini bulmalarını tavsiye edebiliriz diye düşünüyorum, böylece çok uzun olmayan bir zaman içersinden zengin olmaya başlayabilirler. Şunu da biliyorum ki bu yaşam anlayışında değişiklik yapmayı da gerektirir ve bu bir gecede olacak bir iş değildir, insan neslinin değişimini gerektirir. Bir döngüyü durdurmaktan bahsediyoruz.  

  

SORU 2: Türkiye ekonomik olarak "gelişmekte olan ülkeler " statüsünde yer alıyor. Aslında % 90 - % 10 kuralı bizim ülkemizde de geçerli… Beden-Zihin-Ruh dengesi göz önünde tutularak spiritüel açıdan Türkiye'de sizin gördüğünüz en öncelikli /önemli eksik nedir?

CEVAP:  İlk sorunun yanıtı, ikinci soruyu da içeriyor aslında. Türkiye ile ilgili gözlemlerimden bahsedecek olursam ilk olarak kadın varlığının fazla güçlü olmadığını söyleyebilirim. Oldukça aktif olan kadınlar da var tabi ama bu çok küçük bir grup. Ve nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyorsa, toplam nüfusun % 40’ı üretim sürecinin içersinde yer almalı demektir. İşte nüfusun bu kısmı, zenginlik ve güç ile ilgili paradigmaların değişiminde önemli rol oynayabilir. Kadınlar, ev içerisinde de çocukların yetiştirilmesiyle ilgili de önemli rol oynar. Eğer ki çocuklar da kadının evdeki rolünden dolayı yaratıcı, donanımlı ve eğitimli hale geliyorsa, bu durum da dinamiklerin değişmesine katkıda bulunur. Dolayısıyla bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca toplumu üretken hale getirmek için neler yapılacağı ile ilgili olarak hükümete de büyük görev düşüyor. Genç insanlar, daha aktif hale gelmeye başladı. Bu çok önemli bir şey olabilir. Türkiye,  Doğu ile Batı’nın, Asya ile Avrupa’nın kaynaştığı eşsiz bir konuma sahip. Aynı zamanda Mevlana’nın olağanüstü geleneğine de sahip… Eğer sahip olduğu tüm kaynakları, tarihsel geçmişini ve konumundan dolayı sahip olduğu avantajları kullanırsa, Türkiye dünyada çok stratejik bir rol oynayabilir.

 

SORU 3: Sizce bir birey iyi bir dünya için ilk olarak kendinde neyi fark etmeli? Değiştirmeli? Düzenlemeli?

CEVAP: Ben çoğunlukla, doğuştan getirdiğimiz potansiyelimizi açığa çıkartmak, yani doğduğumuzda bize verilen hediye (birthday gift) fikrinden bahsederim.  İnsanların çoğu doğuştan getirdikleri potansiyellerini kullanmadan yaşama veda ederler, dolayısıyla yaratıcılıklarının da onlarla birlikte ölmesine izin verirler. Doğuştan getirdiğimiz potansiyeli bir kere açığa çıkartırsak, hem kendi ışığımızı yayar, hem de diğer insanlara kendi ışıklarını yaymaları için vesile oluruz. Dünyayı daha iyi bir yer haline getiririz. Bu kesinlikle bir başlangıç noktası olurdu. Ancak bir başka önemli nokta da, bu doğuştan getirdiğimiz kabiliyetlerimizin neler olduğunu nasıl bulacağımızdır. Meditasyon yoluyla, sakin bir zaman ayırarak kendi içinize dönüp, derinlerinizde yatan yeteneği keşfetmeye çıkabilirsiniz. Yöntemlerden biri budur.  Kabiliyetlerinizi arayabileceğiniz bir diğer yöntem ise, bugün ölseydiniz kendinize; ‘’En büyük pişmanlığım nedir?’’diye sormaktır. ‘’Ben şunu yapmak için dünyaya geldim fakat bunu asla gerçekleştiremedim.’’… Böylece çok geç olmadan bunun farkına varıp yapabilirsiniz. Düşünülmesi gereken bir diğer şey de ‘’40 milyar dolardan fazla paranız olsaydı ne yapardınız?’’Gelen cevap para karşılığında yapmadığınız, gerçekten sevdiğiniz için yaptığınız iş olacaktır. Bu sizin misyonunuz olacaktır ve para bu misyonunuzu gerçekleştirmeniz için sadece bir araçtır. Ayrıca en önemli şeylerden biri de farkında olmaktır. Aksi takdirde, yani gerçekte kim olduğunuzla ilgili bir fikriniz varsa ancak aslında bu fikriniz bütünüyle doğru değilse, yaşadığınız hayat bir yanılsamadan ibaret demektir.

Bu, sosyal aynada, diğer insanların bizim kim olduğumuza dair düşünceleri ile ilgilidir. ‘’Diğerleri benimle ilgili böyle düşünüyor, o zaman ben de gerçekten böyle biriyim’’… Ama aslında kim olduğum, içimin derinliklerinden gelmelidir. Dolayısıyla farkında olmak, berraklık, mükemmel bir liderlik, daha sağlıklı karar verme ve daha iyi seçimler yapmayı sağlar. Tüm bunlar da kişileri daha iyi bir kadere götürür. Üçüncü olarak da bağışlayıcı olmaya, verici olmaya başlamaktır.  Vermeye başladığınız zaman, yaratmaya da başlayacaksınız. Vermenin gücünden bahsetmemizin nedeni de budur. Daha fazla vermek daha fazlasına sahip olmaktır; daha fazla vermek, daha fazla yaratım, daha fazla yeniliktir.  Verdiğinizden çok daha fazlasını bulur ve alırsınız. Avuçlarınızı kaparsanız, siz de bir şey alamazsınız. Şimdi avuçlarınızı açın, hem verin hem de alın. Sizden ne kadar akarsa, daha fazlası da size akar. Ne kadar fazla verirseniz, size de o kadar fazla bolluk akar.  Veren biri olmaya başladığınız zaman bir yıldız gibi parlarsınız ve yıldızlar asla saklanamaz. Dolayısıyla mükemmel bir lider olmak bir farklılık yaratmak, diğer insanlara yardım etmek ve bir değer yaratmakla ilgilidir.

SORU 4: Hizmetkâr Liderlik kavramı son zamanlarda oldukça popüler olmaya başladı. Siz Hizmetkâr Liderlik görüşü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

CEVAP: Bu garip bir durum çünkü lider, bir hizmetkârdır, insanlara hizmet eder. Bu kendi ışığını parıldatmakla ilgili değil, diğer insanların kendi ışıklarını yaymaları için onlara ilham vermekle ilgilidir. İşte siz hizmetkâr lider olmaya başladığınızda, insanları yönetmezsiniz ama size nasıl yardım edebilirim, nasıl hizmet edebilirim, mesleğinizle ilgili olarak size nasıl destek olabilirim gibi şeyler sorar ve onlara inisiyatif ve yetki verirsiniz. Bu tür bir lider müdahaleci değildir, çalışanının yakasına yapışmaz, zor ve angarya işler vermez. Sizi destekler, ilham verir, yükselmenizi sağlar ve her zaman rehberlik eder. Bu durumda yalnızca emir alıp yardımcı olmazsınız. Birileri için değil, birileri ile birlikte çalışmış olursunuz.

SORU 5: Bir arkadaşım söyle sormuştu: Madem hayatımıza her şeyi biz çekiyoruz, çağırıyoruz… Kim Fakirliği çekmek ister ki? Ruhsal yönden bütün bir insan nasıl fakir olur? Öyleyse ruhsal yönden gelişmiş olan ülkeler örneğin Hindistan gibi, neden hala çok fakir?

CEVAP: Çok güzel bir soru. Aslında aynı dezavantajlara sahip ailelerden gelen ancak farklı kaderlere sahip olan iki insan görüyoruz. Bunun temelinde şu yatar: kaderinizi belirleyen şey davranışlarınızdır. Evet, yoksul biri olarak dünyaya gelmiş olmak hiç de kolay bir durum değildir ama durumları tersine çevirecek kapasiteye sahipsiniz. Bazı insanların yardıma, bazılarının ise kaynağa ve birilerinin onlara rehberlik etmesine ihtiyaçları vardır, ancak önemli olan şey eylemlerdir. Örneğin Wal-Mart yoksul olarak ve çok sınırlı kaynaklarla başlamasına rağmen şimdi bir devdir, dünyadaki en büyük şirketlerden biridir. Başlangıçta kendilerine yardım edecek maddi kaynakları yoktu. Kaynağı olmayan insanları nasıl kaynak sahibi yapabiliriz? Yaratıcı, yenilikçi ve dinamik olamaya başlayarak…  Çünkü yaratmak değişmektir. Dolayısıyla bu tutuma sahip büyük liderlere ve insanlara ihtiyaç vardır.  Yoksul olduğu varsayılan bu düzeydeki insanları desteklemeliyiz. Bu arada Sufizm kavramı da önemli. Ben zenginliğin ne kadar paranız olduğuyla ilgili olduğuna inanmıyorum. Zenginlik, ne kadar verdiğinizle ilgilidir. Zengin olup hiç vermeyen insanlar benim gözümde çok fakir, fakir olup da çok veren bir insan ise çok zengindir. Yani bu sizin zenginliği nasıl tanımladığınıza göre değişir. İlk sorunun yanıtı bu. İkinci soru neydi?

Soru: Hindistan…

CEVAP:  Hindistan şu anda oldukça güçlü bir ekonomiye sahiptir. Hala nüfusunun bir kısmı fakirdir ancak bir kısmı da zengindir.  En zengin 10 kişiden 2 veya 3ü Hindistan’dandır. Yani ülkelerde bazı şeyler değişime uğradı. Ve tabi ruhsal açıdan zengin olmak çok önemli. Bu biraz karmaşık. Mesela Hindistan yoksul olan nüfusuna çok iyi eğitim imkanları sunmaktadır. Amerika’daki zengin ve başarılı insanların bir çoğu Hindistanlıdır.

Hem fakir hem de ruhsal olarak bütünlük içersinde, sapasağlam olma meselesine gelelim. Bütünlük içersindeki biri.. . Zihnini, bedenini ve ruhunu bütünleştirmiş biri fakir değildir. Çünkü… mutluluğu nasıl ölçersiniz? Bu enteresandır. Zengin ama mutlu olmayan insanlar vardır. Benim için bütünlük, eğer sağlıklıysanız ki sağlığı parayla satın alamazsınız; dolayısıyla zenginlik sağlıktır. Akıl, zeka, olgunluk ve bilgelik zenginliktir çünkü iş hayatında ve toplumda sizi cazip kılan bu özelliklerinizdir. İşte zenginlik budur. Ruhsal açıdan beslenmişseniz, bu zenginliktir. Bütünlük içersindeki bir insan fakir değildir, zengindir. Ancak bazen yaşadığımız dünyada zenginliği maddi kaynaklarla ilişkilendiriryoruz. Ama aynı zamanda ben ruhsal zenginlik, maddi zenginlik ve ruhsal yönden bütünlük içerisinde olmak arasında bir bağdaşmamazlık göremiyorum. Ve bence bütünlük içersinde olmak maddi zenginlik kazanmaya da yardımcı olabilir. Sizi başarıya ulaştıran arzularınızdır.

SORU 6: Sizce bolluk-bereket nedir? Bolluğu nasıl tanımlarsınız?

CEVAP:  Bana göre bolluk, dünyaki nimetlerin herkese yetecek kadar fazla olduğunun farkına varılmasıdır.  Bolluk, bol ve yeterli olduğunuzu bilmektir… tüm gücünüzle… Güçsüzlükler, sezgiler, güvensizlikler… bana göre hepsi yanılsama… Bolluk demek bu dünyadaki herkesin varlıklı olmaya, eğitim almaya, sağlıklı olmaya ve toplumun değişmesine katkıda bulunmaya hakkı var demektir. Potansiyelden bahsediyorum. Bu, okyanusta giderken kovanı suyla doldurmak gibidir. Okyanusun ne kadarına ulaşacağın senin elindedir. Benim için bolluk başkalarını önemsemek, kendin için dilediğin şeyleri başkaları için de dilemektir. Bolluk sevmek demektir. Birbirinizi sevdiğiniz gibi diğer tüm insanları sevmektir. Sen diğer insanlar için ne dilersen aynısı sana gelir, bumerang etkisi gibi. Siz topluma, insanlara katkı sağlarsanız bu bolluktur. Bolluk demek aslında biraz,  tanıştığın her insana bir kıvılcımı yakacak biçimde dokunmaktır.

  

SORU 7: Bu günlerde dünyada maalesef şiddete,  açlık, domuz gribi gibi hastalıklara tanık oluyoruz.  Her gün bu gibi şeylerle ilgili haberler alıyoruz. Siz dünyadaki bu şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyasi anlaşmazlıklar ve ülkeler arasındaki savaşlarla ilgili siz neler düşünüyorsunuz? İkinci olarak, medyanın dünyadada olup bitenlerle ilgili olarak, insanları etkilemede önemli bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz?

CEVAP:  Bizi etkileyen bu tür haberleri duymaktan hoşlanmadığımız apaçık ortada. Bence medya dramatik, üzücü ve kötü haberleri sunmayı seviyor çünkü bu tür haberler daha fazla izleyici çekiyor. Böylece fark yaratabilecek insanı bulmak yerine, izleyici çekmek konusunda karlı oluyorlar. Evet haklısınız, medya sürekli negatif haberler vererek insanları etkilemede önemli rol oynuyor. Eğer daha pozitif haberleri sunsaydı, insanlar daha enerjik, daha güçlü olacak ve daha yaratıcı olmak için gerekli cesareti bulacaklardı. Türkiye’de de, Oprah Winfrey gibi, talk showlarında muhteşem şeyler yapan, pozitif mesajlar veren kişilere ihtiyaç var. Mesela iyi şeyler yapan birini gördüğünüzde  siz de ilham alırsınız ve onu görerek siz de iyi bir şeyler yapmak istersiniz. İşte medyada bunu oluşturmak gerekiyor.

Şiddete gelince, bence herşey bir insanla başlar. Şiddet bizim içimizdedir. İçinizde huzur ve barışçıl olmak varsa, ailenizle, arkadaşlarınızla, müşterilerinizle, eşinizle, dostunuzla ilişkilerinizde barış içerisinde olursunuz ve bu da toplumda bir uyum yaratır.  Şunu tekrarlıyorum, biz dünyada birbirimize bağlı bir şekilde yaşıyoruz, kimsenin birbirini etkilemediği izole bir dünyada yaşamıyoruz. Diğer insanların yaşantıları bizi ilgilendiriyor, bir olmanın özünde bu var. Eğer fakir ülkeleri, çırpınan, çabalayan insanları  umursamazsak şiddet dolu bir dünyaya sahip oluruz. Dolayısıyla daha fazla diyaloğa, daha barışçıl çözümlere ihtiyacımız var.  

   

SORU 8: Kitap okumak çok güzel fakat sürekli kitap okuyan ancak okuduklarını kendi yaşantılarında uygulamakta zorlanan çok fazla insan görüyorum. Bunları uygulamanın en zor şey olduğunu söylüyorlar. Sizin de başta söylediğiniz gibi, harekete geçmek çok önemli. En fazla nerede sıkışmışsak bir adım atmak… Bir insanın içinde veya bir toplulukta değişim süreci yaratmak…

CEVAP: Bence iki şeyin olması gerekiyor. Birincisi, harekete geçmek… Kişi kendisi tarafından tetiklenmeli, yani hareket kişiye ait olmalı, başka birine değil. Daha mutlu, daha dengeli, üretici, sağlıklı, daha etkili ve dinamik bir yaşam için olması gereken budur. İkincisi ise hareketin karmaşık değil basit olmasıdır, çünkü bu sayede ‘’ben bunu yapamam’’ diyemezsiniz ve kolayca uygularsınız. Üçüncüsü, bence daha az olan daha fazla demektir. Bu şu anlama geliyor, az ama gerçekten de önemli olan işler yapmak, çok ama önemsiz işler yapmaktan daha iyidir. Bazı insanlar çok fazla şey yaparlar ama aslında hiçbirşey yapmamışlardır. Bu yüzden tek bir şey yapın ama iyi bir şey olsun.

SORU 9: Yani siz, yapması en kolay olan şeyi yaparak başlamalarını öneriyorsunuz?

CEVAP: En yüksek kaldıraç etkisini getirecek davranış neyse onunla ilgili düşünmeleri gerekiyor. % 80 kar elde etmek için vaktinin % 20'sini harcamak… Çünkü limitsiz kaynaklara sahip değiliz, dolayısıyla bu kaynakları nasıl paylaştırırsak, o ölçüde önem kazanırlar. Burada en önemli nokta, bunun ne kadar sürdürülebilindiğidir. Eğer başlangıç yapıp, sonunu getirmiyorsanız, sürekli olarak vazgeçip tekrar başlıyorsanız istenilen o uzun süreli başarı elde edilemez.

SORU 10: İşte problem de buradan kaynaklanıyor çünkü insanlar, özellikle de şirketler çoğunlukla kısa vadeli düşünüyorlar. Sizce bir insan veya bir şirketin değişim sürecine girmesinin önündeki en büyük engel nedir?

CEVAP: Bence buradaki temel konu çoğu insanın dışarıya odaklanıp dışlarındaki her şeyi ve herkesi değiştireceklerine inanmaları… Aslında her şeyi değiştiremeyecekler… Kendilerini değiştirmeleri gerekecek. Bu arzu içten gelmeli. Peki, bir insan değişim arzusunu nasıl yaratabilir? Değişim için gerekli olan arzu, ihtiyaç ve gönüllülük içten gelmelidir. Peki, insanların değişmeye başladıklarında daha mutlu, daha bilge, daha sağlıklı, dinamik, daha dengeli, daha üretici ve etkili olacaklarının farkına varmalarını nasıl sağlayabiliriz. Başlangıç noktası da bu değil mi? Bir şeyi yeterince çok istiyorsanız, onun olması için elinizden gelen her şeyi yaparsınız. Ama bir şeyi gerçekten de yürekten istemiyorsanız, o şeyi gerçekleştirmeniz yıllar alabilir. Bir şeyi kazanmak için istemek, odaklanmak ve zaman çizelgeleri koymak çok önemlidir.

SORU 11: Değişim sürecinde olan insanlar için son olarak ne söylemek istersiniz? Bu bir insan da olabilir, şirket de. Nerden başlamalılar? Bir arzuları var diyelim, ama yaşamlarında da bir takım sorunları, yapmak zorunda oldukları işler var. Yapmaları gereken ilk şey nedir?

CEVAP: Yapmaları gereken ilk şey şu soruları sormak: "hayatımda yaptığım şeyler beni mutlu ediyor mu?", "Etkin, mutlu, üretken ve dengeli biri miyim ve bir insan olarak potansiyelimi gerçekleştirebiliyor muyum?". Yapıyor olduğumuz şeylerden dolayı mutlu muyuz? Eğer öyleysek hiç değişmeyelim. Ama eğer değilsek, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleyemeyiz.

SORU: Yani öncelikle neler olup bittiğini anlamaları gerekiyor…

CEVAP: Önce şunu sormaları gerekiyor: Bu benim devam etmek istediğim yaşam tarz mı? Eğer değilse, bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor değil mi? Düşünmemiz, dönüp kendimize bakmamız gerekiyor. Bunların hepsi şu anda başlar. Benim hayatımda, sizin hayatınızda, diğerlerinin hayatlarında, hayat şu anda başlar... Geçmişi değiştiremezsiniz, gelecekte ne olacağını da bilmiyoruz ama ŞİMDİ’yi biliyoruz değil mi? Şu anda tüm kalbinizi, ruhunuzu ve dikkatinizi vererek başladığınızda, bir mucize yaratmaya başlarsınız değil mi? Ve zamanı nasıl durdurabilirsiniz? Zaman, şimdi burada kalarak durdurabilir… O kadar o anda var olur, konsantre olur, kendinizi o ana kaptırırsınız ki, bir saniye bir sonsuzluk gibi gelir… Çünkü evrenle bağlantınız sağlanır, BİR olursunuz, ilişkiye girersiniz… Bunların hepsi o mucize anda tamamen var olduğunuzda olur. Ama insanların çoğunun enerjileri öyle dağınık bir haldedir ki şu anı hissedemezler. Ya geçmiş ya da gelecekte olur ve anın sonsuzluğunu kaçırırlar. Her şeyi ancak şu anda değiştirebilirsiniz… Eylem ŞİMDİ’dedir.

DeğişimGrup: Her şey için teşekkürler, çok güzel bir sohbetti.

Azim Jamal: Ben teşekkür ederim bu fırsat için...

 

 

 

 

 

 

  • email Arkadaşınıza tavsiye edin
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

[Yorumlar] comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

DeğişimGrup Kişisel Gelişim Portalı Powered By
Enis Geçgen İnternet ve Bilişim Hizmetleri
moda moda tasarım moda kıyafetleri çeyiz modelleri dekorasyon
emlak
RockEmo