YAŞAMBİLİM DÜŞÜNCESİ

DeğişimGrup

Arşiv

paz sa ça cu cum pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

E-Bülten

Abone Olun:

Anket: Ebedi Yaşam

Sizce Yaşam Ebedi midir?

  • email Arkadaşınıza tavsiye edin
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

BU makaleyi beğendinizmi ?

(Toplam 9 Oylar)
[Yazı Boyutu] Decrease font Enlarge font
image

İnsana özgü güçlerin başında düşünce gelmektedir. Öyle ki; bu özellik felsefede ‘insan düşünen hayvandır’ tanımının yapılmasına bile yol açmıştır. Düşünceyi insanın yaşamından çektiğimiz zaman, geriye duygular ve güdüler kalır ki, bunlar diğer canlı türlerinde de şu veya bu biçimde bulunmaktadır. ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ diyen düşünür, düşünme gücünü insanın varlığı ile eşdeğer tutmuştur. Gerçekten insanlar yaşamlarını, ister iç, ister dış dünyalarında olsun, düşünceyle kurmakta, yine onunla koruyup, geliştirmekte, yokluğunda ise bunların yıkıldığını veya bozulup, dağıldığını görmektedirler. Düşünceye bağlı insan eylemlerinde, başarısızlığa uğrama olasılığı çok düşük olmakta, bunda bile, uğranılan kayıpları gidermede büyük zorluklarla karşılaşılmamaktadır.

Bilimin özü düşüncedir. Bilim düşünceden beslenir, düşünceyi besler. Her insanın yaşamında, açıklansın veya açıklanmasın, ona yön verdiği bir düşüncesi vardır. Buna çoğu kez yaşam felsefesi adı da verilmektedir. Bir şeyin felsefesi varsa, genellikle onun bilimi de vardır. Bu bilimin henüz insanlığın yararına sunulmaması, bulunmadığı anlamına gelmez. Değilmi ki insanız, beğenelim veya beğenmeyelim düşünce yükü (felsefesi) olan bir yaşama sahibiz, o vakit bunun bilimini de yapma gücümüz var demektir. Böyle bir güçten şimdiye kadar yararlanmamışsak, bunun yokluğunu ya da bundan sonra kullanacak yeteneğimiz olmadığını ileri süremeyiz. Bu tür bir hiçe sayış (inkâr), savaşımını verdiğimiz insanlık onuruyla bağdaşmaz.

İnsanın içi ve dışıyla yaşam, gerçekten bir savaşı andırmaktadır. Bu savaşta yenik düşmemek, bilgiyi, bilmeyi, kısacası bilimle bağıntı kurmayı gerektirir. Bunun içindir ki, yaşambilimin kurucusu olarak gördüğüm YUNUS EMRE;

İLİM İLİM BİLMEKTİR

İLİM KENDİN BİLMEKTİR

SEN KENDİNİ BİLMEZSEN

BU NİCE OKUMAKTIR

diyerek, ‘bilim’ denilen şeyin amacının ‘bilmek’ olduğunu, bunun da nedeninin insanın kendisini bilmek anlamına geldiğini, eğer sonunda kendimizi bilmemize yardımı dokunmayacaksa, okumanın bile bir değer taşımayacağını, üstün sanat diliyle ortaya koymuştur.

Her insanın kendini bilmesi, bir yandan onun insanlık görevi olurken; diğer yandan da en doğal hakkı bulunmaktadır. Kendi dünyasında yol alacak insana yardımcı olmak gerekir. Ancak bu yardımın ona önderlik edecek biçimde, ‘müdahaleci’ bir tavırla düşünülmeme zorunluluğu vardır. Kimin nereden gelip, nereye gittiğini yine kendisi bilir veya bilmek durumundadır. Kaynağı, gerekçesi ne olursa olsun, insana kendi özyaşamıyla ilgili olarak hiç kimsenin baskı yapmaması bir insanlık borcudur. Tersi durumda, kişi kendi yolu ve dengesini kaybedip, bir daha kolay kolay düzeltilemeyecek zararlara uğrayabilir.  Zamanı ve yeri söz konusu olmadan, kişi nerede, ne biçimde bir yaşayış içine girerse girsin, evren içinde yalnızdır, gücünü de bu yalnızlığından almaktadır. Aslında başkalarıyla, çeşitli konumlarda sürdürdüğü birlikteliği söz konusu yalnızlığını anlaması, kendini daha iyi bilip, tanımasında tek çıkar yoldur.

İnsan toplumsal bir canlıdır. Başka deyişle kendisini toplum içinde vareden, toplumsal ilişkilerle ‘kişilik’ bilincine ulaşan bir ‘varlık’ kavramıyla tanınır. Böyle bir ‘varlık’ gücünde olmanın bilinci, bireyin toplumsal yaşamla, kendi yaşamı arasındaki çatışmadan başarılı çıkmasına bağlıdır. Kişiyi, kendi yakın ve uzak toplumsal çevresi, gelenekleri, görenekleri, inanç sistemleri, kalıplanmış duygu ve düşünceleriyle baskı altında tutup, ‘sürüden ayrılanı kurt kapar’ korkurtmacasıyla sindirmeye çalışır. Oysa insanı diğer canlılardan ayıran başlıca özelliklerden birisi de, onun kendi türü arasında, her bakımdan değişik görünümler taşımasıdır. Ancak buradan, toplum düzenlerinin zararlı olduğu, herkesin bunlara başkaldırıp, dilediği gibi yaşama  özgürlüğünü elde etmesi gerektiği sonucu da çıkarılmamalıdır. Kuşkusuz, kendi dışımızdaki toplumsal yaşamda ortak düzenlere büyük gereksinimimiz vardır. Tersi durumda ‘işbirliği’ kavramının değeri kalmaz. Sonuçta toplum ağır bir kargaşaya girer ve çözülür. Toplumun çözülmesi, beraberinde insanın ‘kişiliğinin’ dağılmasını da getirir.

İnsanın dış dünyasında bir toplum düzeni vardır. Devletiyle, kurumlarıyla, yasalarıyla, yönetimiyle herkes bu düzene uyacaktır. Ancak ne var ki birey, söz konusu düzenin yaşayışını kendi iç dünyasına yansıtmak, kendine özgü bu dünyada, toplumun istediği biçimde, kendi özgür düşünce yolundan uzak yaşamak durumunda kalmamalıdır. Toplum düzenleri, bireye toplumsal yaşayışında önderlik ederler, görevleridir. Yalnız bu önderlik, masallardaki ‘kırkıncı kapı’ örneği, bireyin kendi özkişisel yaşam kapısının önünde biter. Kişi bu kapının açıldığı özgün yaşamında, tek başına yol alacaktır. Bu onun insan olma hakkıdır; gece gündüz gideceği, uzun ince yoldur’. İşte böylesine özgün (orijinal) yolun, özgür yolcusunun, kendini bilmesinde, yararlanacağı bilim alanının adı YAŞAMBİLİM olmaktadır.

Yaşambilim düşüncesi konusunda buraya kadar yaptığımız açıklamaları, ‘yaşambilim alanı’ kavramıyla özetleyip, sonuçlandırmak mümkündür.

Her ne kadar insan, bir aile birliği içinde gözünü dünyaya açıyor, yine bu birliğin yardımıyla toplum yaşamına karışıyorsa da, aslında tüm bunlar; kendi özkişisel yaşamının bilincine varıp, ‘kişiliğini’ kimseye teslim etmeden, tüm katman ve türleriyle geliştirmesi amacına dönüktür. Toplum yaşamına küsüp, insanlardan uzak, ıssız yerlere çekilmenin; söz konusu yaşama sinirlenip, ona karşı saldırıya geçip, şiddet göstermenin; çok içine kapanıp, sonunda ‘intihar’ dediğimiz kendi canına kıymanın kişiye hiçbir yararı yoktur, tersine zararı çoktur.

İnsanın toplumdaki yaşayışını en iyi biçimde düzenlemek üzere, tüm bilimler görev yapmakta, onun söz konusu yaşayışla ilgili sorunlarını çözmeye çalışmaktadırlar. Ancak henüz bilimlerden hiçbiri insanın toplum yaşayışı dışında kalan, özkişisel yaşamına girip, bu yaşamdaki görünümüyle insanın yapısını, güçlerini, bunlardan çıkan davranışlarını, onun söz konusu iç dünyasının yaşamını düzenleyip, yönetecek biçimde ele almış değildir. Ele almaları da pek beklenemez, çünkü yaşambilimin alanına giren bu konunun, bilimin bugüne kadar başvurduğu geleneksel araştırma, inceleme, sonuç çıkarma yollarından gidilerek açıklığa kavuşamayacağı, gelecek söyleşilerimizde çok daha iyi görülecektir. Sevgi ve saygılarımla…

Prof. Dr. İnal Cem AŞKUN 

  • email Arkadaşınıza tavsiye edin
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

[Yorumlar] comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

DeğişimGrup Kişisel Gelişim Portalı Powered By
Enis Geçgen İnternet ve Bilişim Hizmetleri
moda moda tasarım moda kıyafetleri çeyiz modelleri dekorasyon
emlak
RockEmo