Psiko-DeğişiYORUM

Businessman and businesswoman with newspaper, woman covering mouth

 

Bak şu çocuğa

Haber özeti: Edinilen bilgiye göre, isminin İ.D. olduğunu söyleyen 7
yaşındaki kız çocuğu, 112 Hızır Acil Servis’i arayarak, İstanbul’a giderken
Korgun yakınlarında kaza yaptıklarını ve kazada annesi ile babasının
yaralandığını söyledi.
Herhangi bir kazaya rastlamayan jandarma ekipleri polisten yardım istedi.
Bölgede tekrar inceleme yapan jandarma ve polis ekipleri herhangi bir kazaya
rastlamazken, çocuk 112’yi sık sık arayarak kendilerini kurtarmalarını
istedi. 112 ekipleri telefon numarasının yerini de tespit edemezken, olaydan
yaklaşık 1.5 saat sonra 112 Hızır Acil Servis’i tekrar arayan İ.D. şaka
yapmak istediğini belirterek, özür diledi.

Haber yorumu:

1. Sorun alanı: Çocukta davranış bozukluğu

2. Psikolojik anlamda öncelikli müdahale edilecek kişiler: Anne ve Baba

3. Farkındalık Yorumu: Çocuğun neden bu şekilde davrandığı ile ilgili olarak
öncelikle anne ve babalar çocuğun okul dahil bütün alanlardaki
davranışlarını gözlemlemeye almalıdır. Çocuğun ilgi çekmek istemesi olası
bir neden olabilir ama neden ilgi çekmek istediği konusunda ebeveynler
çocukla olan ilişkilerini dikkate almalıdırlar. Bunun yanında çocuk bu hattı
ararken ve hikayeyi uydururken muhtemelen bir süre boyunca yalnızdı. Bu yaş
grubundaki çocukların evde ya da başka bir yerde çok fazla yalnız
bırakılmaması gerekmektedir. Ayrıca, çocuk gizli olarak bu davranışı
gerçekleştirmiş olsa bile anne ve baba çocuğu yakın takibe almış olmalıydı.

Dr. Duysal Aşkun

 

Bilgisayar oyunu hastanelik etti

 Haberin özeti 

Rusya’nın Omsk şehrinde yaşayan 9 ‘uncu sınıf öğrencisi Artem. Ş (15) isimli genç, 40 saat aralıksız bilgisayarın başında oyun oynadığı için hastanelik oldu. Ailesinin şehir dışına çıkmasını fırsat bilen Rus genci, tam 40 saat bilgisayarın başından kalkmadı. Rus gencine ailesinin daha önce bilgisayarda oyun oynamasını yasakladığı öğrenildi. Şehir dışından dönen aile çocuklarının bilgisayar başında halsiz bir şekilde düştüğünü görünce hastaneye kaldırdı.
İlk önce şaka yaptığını zannettiklerini anlatan Artem’un annesi, “Monitörün başında hareketsiz şekilde dakikalarca durdu. Şaka yaptığını zannettik. Sonra baktık ki yüzü tamamen morarmış bir vaziyette.” diye konuştu.

Hastaneye kaldırılan Artem yoğun bakıma alındı. Doktorlar Artem’un uzun süre rehabilitasyon tedavisi görmesi gerektiğini söylüyor.

Derslerine az çalıştığı gerekçesiyle Rus ailenin Artem’e bilgisayarda oyun oynamasını yasakladığı kaydedildi.

Haber Yorumu 

  1. Sorun alanı: Çocukta risk davranışı
  2. Psikolojik anlamda öncelikli olarak müdahale edilecek kişiler: Anne ve Baba
  3. Farkındalık yorumu: Günümüz gençlerini bilgisayar oyunu oynamaktan men etmek mümkün değildir. Buna gerek de yoktur. Ancak gençlerin bilgisayar başında oyun oynadıkları saatler mutlaka ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çocuk kendisine verilen limiti aştığı zaman aile müdahale etmeli ve yaptırımda bulunabilmelidir. Çocuğa bilgisayar oyunu oynamayı yasaklayan bir ailenin, çocuğu bilgisayarıyla beraber evde bırakıp tatile çıkması çok büyük bir hatadır. 15 yaşındaki bir genci evde 1 günden fazla yalnız bırakmak başlı başına yanlış bir davranıştır. Gençler riskli davranışlar göstermeye meyilli oldukları bu yaşlarda, mutlaka ailelerin gözetiminde olmalıdır.
  4.  Bununla birlikte ergenin bu kadar fazla bilgisayara kitlenmesinin altında yatan aile içi ilişkiler ve iletişim sorunlarına dikkat çekmek gerekmektedir.  Bu noktada anne ve babanın başta biraz daha gözlemci olarak daha sonra da yargılamadan dinlemeyi uygulamaları ve daha sonra ergenin sorunlarına karşı daha aktif bir şekilde müdahale etmeyi denemelidirler.

Dr. Duysal Aşkun

 

Dondurma cinneti

Haber özeti:AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Gaziantep Selimiye Mahallesi’nde, bir ilköğretim okulu 5. sınıf öğrencisi olan Nesrin Yüce (11), annesi Fatoş Yüce’den dondurma istedi. Annesinin dondurma almamasına sinirlenen kız çocuğunun, yatak odasına gidip kendisini iple tavana asarak yaşamına son verdiği iddia edildi.

Evin bahçesinde küçük çocuğuyla ilgilenen anne Fatoş Yüce, evin içindeki kızı Nesrin Yüce’den uzun süre haber alamaması üzerine, komşularının kızından kızını çağırmasını istedi. Nesrin Yüce’nin yatak odasında kendisini iple tavana astığını gören komşu kızı durumu anneye bildirdi.

Haber yorumu:

1. Sorun alanı: Ergen intiharı

2. Psikolojik anlamda öncelikli müdahale edilecek kişiler: Anne ve Baba

3. Farkındalık Yorumu: Sorun alanı ergen intiharı gibi ciddi bir durum olduğunda öncelikli olarak anne ve babanın geçmişte çocukla olan ilişkisine göz atmak gerekir. Bu yaşta bir çocuğun kendini asmayı becerebilmesi de ilginç bir psikolojik durum. Daha önce planlanmış olması muhtemel ve nedeninin sadece dondurma olduğunu düşünmek çok zayıf kalır. Medyada yansıtılan bu haberde ciddi anlamda bilgi eksiklikleri olmasına rağmen, ergenlik dönemine yakından bakıldığında özellikle tam bireyselleşme döneminde sorunların yüksek noktalara çıkabildiğini, hormonel değişimlerin de etkisinde şiddetli depresyonların yaşanabileceğini belirtmeliyiz.

Bu olayda, annenin küçük kardeş ile ilgilenirken aynı zamanda kızının bu kadar zamanda ne yaptığını göz ardı etmesi kardeş doğduktan sonra annenin küçük çocuğa verdiği ilginin daha fazla olduğu olasılığını akla getiriyor. Tabii bunun yanında ilişkide bir takım sorunlar da olmuş olabilir. Ne olmuş olursa olsun, genç ergenin kendisini öldürmeye gidecek kadar ileri gitmesi uzun zamandır ihmal edilen bir takım psikolojik problemleri olduğunu akla getiriyor. Bir dondurma yüzünden kendini öldürdü gibi gözüken bu haberde gizli mesaj dondurmanın son damla olduğudur.

Dr. Duysal Aşkun

 

 Antideprasan kullanımı 4 yılda % 85 arttı

Haberin özeti :

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, sinir sistemi ilaçlarının kullanım sıklığının sürekli arttığını belirterek, ‘2003’te 14 milyon 138 bin kutu antidepresan ilaç tüketilirken, 2007’de bu rakam 26 milyon 246 bine çıktı’ dedi.

Antalya’da düzenlenen 13. Türkiye Psikiyatri Derneği yıllık toplantısı ve bahar sempozyumunda konuşan Dr. Ulaş, Türkiye’de sinir sistemi ilaçlarının kullanımının antibiyotik, kalp damar sistemi ve romatizmal ilaç grubundan sonra dördüncü sırada yer aldığını söyledi. Dr. Ulaş, ‘Psikiyatrik ilaç tüketimindeki bu önemli artışa, ilaç endüstrisinin tutundurma çalışmalarının yanı sıra Türkiye’deki psikiyatrist sayısının yetersiz olması ve bu yüzden psikiyatrist dışındaki hekimler tarafından uygun olmayan tanılara uygun olmayan ilaçların reçetelenmesinin de çok önemli payı vardır’ diye konuştu.

Haber Yorumu : 

1.Sorun Alanı: Toplum Sağlığı

2.Psikolojik Anlamda Öncelikli Müdahale edilecek Kişiler: Acilen ulaşılabilecek bireyler/ kitleler

3.Farkındalık Yorumu: Karşımıza çıkan bu rakamlar, gerek yetiştirilme tarzımızdan gerekse geleneklerimizden kaynaklanan, depresyona genel bir yatkınlığımız olduğunu gösteriyor. Sorunumuz ülkemizde psikiyatristlerin az olması değil, toplumumuzda rahatsızlıklar ciddi boyuta gelmeden (ilaç kullanma zorunluluğu ortaya çıkmadan) tedavi olmaya yanaşılmamasıdır.

Asıl olan sorunlarımızı psikiyatristlerin çözümlemesi aşamasına varmadan önce fark edebilmemiz, kabul edebilmemiz ve çözümü için psikolog desteği almamızdır. Bu depresan kullanımını azaltabilecek bir önlem olabilir. Antidepresanların gerekli ve yerinde kullanıldığında depresyon tedavisindeki etkinliği yadsınamaz. Ancak, çoğu kimyasal olan bu tür ilaçların kullanımının zorunlu olduğu aşamaya gelmeden önce depresyonu ilaçsız tedavi edebilmeli veya engelleyebilmeliyiz.

Ruh sağlığı beden sağlığını da büyük ölçüde belirleyen bir etkiye sahiptir. Ruh sağlığı bozulmuş bir insanın bazen pek çok bedensel rahatsızlıktan da muzdarip olduğunu görebiliyoruz. Ya da tam tersi bedensel rahatsızlıklar yaşam kalitesini o kadar fazla bozuyor ki zamanla ruh sağlığı da etkilenebiliyor. Ruh- Beden- Zihin bütünlüğü genel sağlığımızı belirleyen önemli bir formül diyebiliriz.

Kişiler yaşamlarının farkındalığında olmalı, karşısındaki bireylerle ne yaşadığının bilincinde olmalı ve ihtiyaçlarının, yaşam gerçeklerinin gerektirdiği eylemleri yapmaktan, önlemleri almaktan çekinmemelidirler. Toplum sağlığından bahsedebilmemiz için en küçük ölçekte birey sağlığından yola çıkabiliriz.. Birey, aile, farklı gruplar ve nihayetinde toplum…

Dr. Duysal Aşkun

 

Patronların da psikolojisi bozuldu

Haberin Özeti:

EKONOMİK kriz, yöneticinin de vücut kimyasını bozdu. İşten çıkartma ve yol haritası belirleme gibi ağır sorumlulukların altına giren yöneticiler, psikolog ve psikiyatristlere başvurdu. İlginç saptama İzmir’de faaliyet gösteren Nöron Psikiyatri Dal Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Pskiyatri Uzmanı Dr. Ayşe Uslu’ya ait. Psikiyatri hastası sayısının krizden sonra inanılmaz derecede arttığını belirten Uslu şu bilgileri verdi:
“Günümüzde insan sağlığını tehdit eden hastalıklar rol değiştirmiştir. Psikiyatri hastaları ülkemizde her zaman belirli bir seviyede altyapı oluşturmaktadır. Bu sayı kriz ile birlikte inanılmaz derecede artış gösterdi. Ekonomik kayıp ve kayıp tehdidi insanlarda ciddi psiko-fizyolojik tepkilere yol açar ve bunlar genelde depresyon olarak nitelendirilebilir” Uslu, belirtileri ise şu şekilde sıraladı: Fizyolojik olarak uykusuzluk veya aşırı uyuma isteği, cinsel fonksiyon bozuklukları, yeme bozukluklukları, kalp, damar, tansiyon şikayetleri, sebebi açıklanamayan bedensel ağrılar, romatizmal yakınmalar, kaygı, saplantı, güvensizlik, çabuk öfkelenme, alınganlık, kendini değersiz hissetme, aşırı temkinli olma durumları” olarak sıralanabilir.

Haber Yorumu : 

1.Sorun Alanı: Ekonomik krizin psikolojik etkileri

2.Psikolojik Anlamda Öncelikli Müdahale edilecek Kişiler: İş yeri sahipleri, çalışanlar, yöneticiler

3.Farkindalık Yorumu: Son zamanlarda genel olarak hepimizi etkileyen global bir ekonomik kriz yaşamaktayız. Türkiye’de de insanlar diğer ülkelerdeki kadar etkilenmektedir. Ancak geleneksel aile yapımızın olumlu yanlarından biri olan “çocuğunu her yaş ve koşulda ekonomik olarak destekleyebilme“ özelliğimizden dolayı boyutları diğer ülkelere kıyasla küçük olmaktadır.

Bu işveren pozisyonunda olan insanlar için farklı olabiliyor. Sonuçta hem kendi hayat standartlarını korumaya çalışarak hem de işvereni durumunda olduğu insanların ekonomik geleceklerini ve kariyerlerini belirleyici konumda olmak ağır bir sorumluluk olabilmektedir. Bu nedenle iş adamları arasında depresyona daha fazla rastlanabilmektedir. Depresyona yatkınlığımız bizim kendimizle ve hayatla kurduğumuz ilişki ile yakından ilgilidir. Kendimize ve hayatımıza yüklediklerimiz, değerlerimizle bağlantılıdır. Bireyler sıfatları ne olursa olsun , hangi unvanlar altında yaşıyor olurlarsa olsunlar yaşamlarını/kariyerlerini/şirketlerini “yıkılmaz” “ darmadağın olmaz” değerler üzerine oturtmalıdırlar. Kariyer öyle ciddi bir kavramdır ki eğer kişi kendini tanımaksızın bir kariyer yolcuğu yaşıyor ise ilk “kriz”de yıkılacaktır doğal olarak. Her şeyde olduğu gibi “kariyer”de de farkındalık, kabul ve eylem aşamalarının öneminin oldukça büyük olduğunu görebiliyoruz.

Dr. Duysal Aşkun

 

 2 Kriz Cinneti 2 Baba Katliamı

Haberin özeti :

İZMİR ve Ankara’da borçları nedeniyle cinnet getiren 2 baba katliam yaptı. İzmir’in Tire İlçesi’nde kahvehane işleten Ulfet Sancar, borçları nedeniyle önceki gece cinnet geçirdi. Önce eşi Feride (40) ve 17 yaşındaki oğlu Hikmet Sancar’ı uykuda otomatik av tüfeğiyle 2’şer kurşunla öldürdü. Sesler üzerine uyanıp kaçan 8 yaşındaki Seval de babasının kurşunlarının hedefi oldu. Ailesini katleden Ülfet Sancar, muhtar tarafından jandarmaya teslim edildi. Ankara’da ise yüklü miktarda borcu olan kuyumcu Fikret Özbaşaran, cinnet getirip eşi Ayfer Özbaşaran’ı silahla öldürdü. Daha sonra oğlu Atacan ve kızı Ödül Özbaşaran’ı ağır yaraladı. Cani baba, son olarak kafasına ateş ederek intihara kalktı. Ağır yaralanan baba ile iki çocuğu yoğun bakımda.

Haber Yorumu : 

1.Sorun Alanı: Kriz geçirme-Aile içi şiddet ve katliam

2.Psikolojik Anlamda Öncelikli Müdahale edilecek Kişiler: Geride kalan aile bireyleri ve daha sonra aileye destek verecek aile yakınları, resmi görevliler

3.Farkındalık Yorumu: Kişiler, birey olarak yaşam amaçlarının, önceliklerinin, değerlerinin bilincinde olmalıdırlar. Bu haberdeki baba bu cinneti neden geçirmiştir? Tam nedeni kestiremeyiz. Diyebiliriz ki var olma sebebini para ve başarı ile bağdaştırmış, kendisini bunlarla tanımlamıştır. Kendisi, parası olmadan bir anlam taşımadığı için ailesinin de yaşamasının bir anlamı olmadığı fikrine takılmış olabilir. Ancak genel olarak borçlarını ödeyemezse işini kapatacağını, aile düzeninin bozulacağını, ekonomik olarak önceki yaşantısından daha olumsuz koşullarda yaşayacağının düşüncesinde bir takım kurgulamalar yaşamış olabilir. Tüm bunlar kimsenin yaşamak istemeyeceği durumlardır. Ama “ son “ durumdan daha kötü değildir. Bir süreliğine daha olumsuz şartlarda yaşanabilir ama sonra bir düzelme olacaktır ya da bir çıkış noktası yakalanacaktır. Hiç bir süreç sonsuza dek süremez. Mutluluk anlarını bile isteseniz de donduramazsınız. Her olay bir süreç içinde yaşanır ve zamanı dolunca biter.

Depresyonun en büyük nedeni kişinin var olan durumdan asla çıkamayacağını düşünmesi ve bu durumun asla değişmeyeceğine olan takıntılı inancı ve geleceğe güveninin olmamasıdır. Yani evrene ve yasalarına güvenmemesidir.

Yaşamın bize sunduğu olumlu ya da olumsuz durumları birer süreç olarak algılayabilirsek bizi derinden etkilemesine izin vermeyiz. Hayatımızın ipleri bize ait olur. Durumların ya da dış etkilerin elinde olmaktan çıkar. Farkındalık hayatımızın her anında bizler için gereklidir. Sorunlar hepimiz içindir. Ama onlara yüklediğimiz anlamlar kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden etkilenme derecesi de kişiden kişiye farklılıklar gösterecektir. Ağırlığı altında ezildiğimiz bir sorunumuz olduğunda hemen hayatımızdan vazgeçmek, yakınlarımızın hayatını da tehlikeye atmak yerine ulaşabileceğimiz en uzman kişiye açılmalı (bir psikolog olması tercih edilir, olamıyorsa güvenilir bir uzman, dost, bir aile büyüğü vs.) destek almalıdır. Hayatın yükünü paylaşabilmek bu gibi ağır sıkıntılarda can kurtarıcı olabilir. Seçimler, sonuçlar ve sorumluluklar yaşantımızın gidişatını belirler. İşi ile ilgili kararları alan bir baba, belirli sonuçlarla karşılaşacaktır. Bunların sorumluluğunu alabilmesi kişisel olgunluk ve aslında cesaret gerektirir.

Dr. Duysal Aşkun

 

 Toprak’ın evliliğinde çifte istismar var 

Haberin Özeti : 

Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu Çocuk Psikiyatrisi üyeliğinden istifa eden Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan, Halis Toprak’ın, Nazlıcan Tağızade ile evlenmesinde çocuk ve yaşlı istismarının bir arada olduğunu savundu.

ZONGULDAK (A.A) – Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, genellikle ruh sağlığı değerlendirmelerinde, çocuğu örseleyici veya travmatize edici durumlarda direkt girmekten kaçındıklarını, ancak adli görüşmelerde buna dikkat edilmediğini söyledi.

Türkiye’de yaşananlara bakıldığında çocukların defalarca polis, savcı ve hakim tarafından sorgulandığını, cinsel istismar olayının sürekli anlatıldığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

”Ne yazık ki halen bu süreci yaşıyoruz. Çocuk defalarca dramatize ediliyor. Cinsel istismara uğrayan çocuklara, mahkeme süreçlerinde olayın sorulması ve uzman olmayan kişilerce sorgulanması, travmanın tekrar tekrar yaşanmasına neden oluyor. Bu süreçte çocuğun mümkün olduğu kadar uzman olmayan kişiler tarafından sorgulanmaması, uzman olan kişilerle bile adli açıdan bir kez görüşme yapılması gerekir. Ruhsal değerlendirmede görüntü ve ses kayıtlarına alınması, ondan sonraki işlemde de hakim ve savcının kafalarında şüphe olursa, kayıtları izlemeleri gerekiyor. Mahkemelerde de çocuğun mümkünse hiç zorlanmaması lazım. Ancak, çok çok özel durumlarda hakimin izni ve özel mahkeme kararıyla çocuğun dinlenmesi şarttır.

Haberin Yorumu :

1.Sorun Alanı: Çocuk ve Yaşlı istismarı

2.Psikolojik Anlamda Öncelikli Müdahale edilecek Kişiler: Toplum, konuyla ilgili otoriteler

3.Farkındalık Yorumu: Yaşlı ve genç ilişkisine bakıldığında her iki tarafın da kendisinde eksik gördüğü bir özelliği karşı taraftan sağlamaya dayalı olduğu gözlemlenebilir. Genç, olgunluğa, güçlü olmaya (özellikle maddi ve toplumsal alanda) duyduğu özlemi giderebilmek istediğinden, yaşlı da kaybetmiş olduğu gençliği yeniden yaşayabilmek istediğinden bu ilişkiyi istemiş olabilir. Yaşlar arasından belirli bir denge olduğunda bu toplumsal olarak kabul edilebilirlik açısından sorun çıkarmazken yaşlar arasındaki uçurum her iki tarafın da istismarını akla getirebilir. Özellikle örneğimizde olduğu gibi ünlü ve zengin yaşlı kimse ile henüz rüştünü ispat etmemiş bir genç kızın ilişkisindeki gibi yaş dengesinin hiç olmadığı bir durumda akla zayıf durumda olan gencin istismarı gelebiliyor.Çocuk yaşta sayılabilecek  bir genç kız dedesi yaşta olan bir adamı bilinçli yada bilinçsiz olarak kendisine eş olarak seçmiş olabilir mi? Genel anlamda böylesi bir seçimin ruhsal sebepleri üzerinde durmak gerekir. Anne- baba ayrılığı yaşamış bir genç “güven” , “ babalık şefkati” “maddi imkanlar” gibi koşulların bir arada getirdiği bu evliliği seçmiş olabilir.

Benzer ruhsal sebepler ünlü/yaşlı, zengin olan taraf için de geçerli olabilir. Çeşitli sebeplerle kendi yakınlarından beklediği ilgiyi ve özeni alamayan şahıs arayış içinde olabilir. Çok genç, tecrübesiz, üzerinde kayıtsız şartsız otoritesini kullanabileceği bir genç kızı kendisine eş olarak seçmiş olabilir.

Her ne kadar karşılıklı rızalarla gerçekleşmiş olsa da, toplumsal genel düzen ve dengeler açısından erken yaşta evliliğe özel durumlarda izin verildiği gibi karı koca yaşı açısından da belli bir oran saptanmalı, gerekli medeni kanun düzenlemeleri yapılmalıdır.

 

Dr. Duysal Aşkun